Tulum Gezi Notları

Meksika seyahatimizin en sabırsızlıkla beklediğimiz kısmı kesinlikle burasıydı. Çünkü bir yandan doğum günümüz için ayarladığımız harika otelimizde vakit geçirecek olmanın, diğer yandan da dünyanın yedi harikasından biri olan Chichén Itzá’yı görecek olmanın heyecanını yaşıyorduk.

Ama en baştan kısaca özetlemek gerekirse…

Tulum, Mexico City’nin tam zıttı.

Daha yavaş. Daha bohem. Daha doğal. Ve kesinlikle daha deniz, kum ve plaj odaklı.

Burada zaman gerçekten biraz daha yavaş akıyor. Ama merak etmeyin; birkaç saat içinde siz de kendinizi bu sakin ritme tamamen bırakmış buluyorsunuz.

Seyahatimizin dördüncü günü artık Meksiko şehrinden Tulum’a geçeceğimiz gündü. Havaalanından otel bölgesine nasıl ulaştığımızı ve anlata anlata bitiremediğimiz otelimizin detaylarını “Tulum’da Nerede Kalınır? Cabañas Tulum Hotel İncelemesi” adlı yazımızda bulabilirsiniz.

Otele giriş yaptıktan sonra ilk günümüzü tamamen dinlenmeye ayırdık. Çünkü başkentte geçen hareketli günlerden sonra hem ihtiyacımız olan tam olarak buydu, hem de otelimizin nimetlerinden gider gitmez yararlanmak istiyorduk.

Geri kalan günlerimizi ise aşağıdaki başlıklarda topladık.
Yazımızın sonunda da gezi notlarımızın özetini ve ipuçlarını paylaştık.

Tulum’dan Dünya Harikasına

Seyahat öncesinde en çok düşündüğümüz konulardan biri şuydu: Chichén Itzá’ya Tulum’dan mı gitmeli, yoksa Cancun’dan mı?

Biraz araştırma sonrası rotamızı Tulum’dan yana kullandık ve hiç pişman olmadık. Çünkü günübirlik gitmek oldukça rahat olmuştu.

Maya medeniyetinin mistik atmosferinde o devasa piramitleri görmek sadece bir turistik gezi değil, adeta zamanda bir yolculuk gibiydi.
Bunun yanında ilk cenote deneyimimizi de bu turumuzda yaşamış olduk.
O güne ait tüm detayları Meksika’nın Dünya Harikası: Chichén Itzá” adlı yazımızda bulabilirsiniz.

Tulum’da Sabahlar

Eğer oteliniz deniz kenarındaysa (ki böyle olmasını tavsiye ederiz) sabah gün doğmadan uyanıp, güneşin doğuşunu sıcacık kahvenizle birlikte deniz kenarından dalgaların sesi ile izlemenizi mutlaka tavsiye ederiz.

Turumuzun olmadığı sabahlar günün ilk ışıklarını o anın huzuru ve denizin sesi ile karşılarken Tulum’un neden bir "ruh dinlendirme" noktası olduğunu çok daha iyi anladık.
Şehir hayatının gürültüsünden sonra bu sessizlik ve doğayla temas kurmak, güne başlayabileceğiniz en güzel yöntemlerden biri.

Tulum’da Sanat

Tulum sadece plajlarıyla meşhur değil. Aslında buranın oldukça güçlü bir sanat ve tasarım tarafı da var. Bunun en etkileyici örneklerinden biri de SFER IK Uh May. Burası klasik anlamda bir müzeden çok, çağdaş sanat, mimari ve doğayı bir araya getiren deneyimsel bir sanat alanı. Dönemsel olarak değişen sergilere ev sahipliği yapması ve ziyaretçilerine eserleri sadece görmek değil, adeta mekânın bir parçası gibi hissettirmek üzerine kurulu olması sayesinde son yıllarda Tulum’un en dikkat çeken kültür duraklarından biri haline gelmiş.

Bir sabah biz de otelimizin hemen önünden bisiklet kiraladık ve yaklaşık 15–20 dakikalık keyifli bir sürüşle buraya gittik. Aslında ilk hedefimiz, “sanat şehri” olarak bilinen AZULIK Uh May’dı. Ancak burasının otelimizden yaklaşık 1 saat uzaklıkta olması nedeniyle zamanımızı yolda geçirmek istemedik ve daha ulaşılabilir olan SFER IK’i tercih ettik. Ve iyi ki de etmişiz dedik.

Çünkü SFER IK, klasik anlamda “gidip duvarlarda tablo baktığınız” bir müze değil. Daha girişte ayakkabılarınızı çıkartıyorsunuz ve ziyaretinizi çıplak ayakla yapıyorsunuz. Mekânın tüm felsefesi, doğayı ve mimariyi bedeninizle hissetmeniz üzerine kurulmuş. Zeminin dokusu, kıvrımlı yürüyüş yolları ve ağaçların arasından geçen organik yapılar sayesinde içeride neredeyse düz bir yüzey bile yok.

Biz biletimizi önceden online almamıştık; doğrudan girişte satın aldık. Ancak sadece müze giriş bileti yerine, müze deneyimini yemekle birleştiren kombine paketi tercih ettik. Çünkü SFER IK’in ormanın içine gizlenmiş kendine ait bir restoranı da var: Jungle Cuisine. “Full Experience” adı verilen bu bilet sayesinde hem sanat alanlarını gezebiliyor hem de ardından restoran bölümünde yemek yiyebiliyorsunuz. Açıkçası sanatla başlayıp doğanın tam ortasında güzel bir yemekle devam etmek, Tulum’un o bohem ve deneyim odaklı ruhunu yaşamanın en güzel yollarından biriydi.

Tulum’un En İkonik Sanat Eseri

SFER IK’i gezdiğimiz günün dönüşünde bisikletlerimizi bıraktık ve bu sefer diğer yöne doğru birkaç dakika yürüdükten sonra Ahau Tulum bünyesinde yer alan Ahau Sculpture Park’a ulaştık. Burası bugün Tulum’un en popüler sanat duraklarından biri haline gelmiş küçük bir açık hava heykel parkı. İçeride farklı sanat eserleri ve enstalasyonlar bulunsa da, herkesin buraya geliş sebebi neredeyse aynı: Tulum’un simgesi haline gelen Ven a la Luz heykelini yakından görmek.

Ahşap detaylarla tasarlanmış, göğüs kafesinin içinden doğanın yükseldiği devasa kadın figürüyle Ven a la Luz, sadece fotoğraf çekilen bir nokta değil; insan, doğa ve ruhsal dönüşüm temasını anlatan oldukça etkileyici bir sanat eseri. Muhtemelen çoğumuz bu eseri Instagram’da en az bir kez görmüşüzdür. Biz de o meşhur ahşap figürü ilk kez yakından gördüğümüzde, neden bu kadar popüler olduğunu çok net anladık. Fotoğraflarda etkileyici görünüyordu ama karşısında durunca gerçekten çok daha güçlü bir enerjisi var diyebiliriz.

İşin ilginç tarafı ise buranın eskiden otelin giriş alanının bir parçası olmasıymış. Yani isteyen herkes ücretsiz şekilde gelip burada fotoğraf çekebiliyormuş. Ancak zamanla oluşan uzun kuyruklar ve bölgedeki yoğunluk, özellikle sahil yolundaki trafiği etkilemeye başlayınca sistem değişmiş. 2021 yılında açılan Ahau Sculpture Park ile birlikte Ven a la Luz ve çevresindeki diğer eserler artık ücretli giriş yapılan özel bir sanat alanının içinde ziyaret ediliyor.

Girişte kişi başı oldukça cüzi bir ücret ödüyorsunuz. Güzel olan tarafı ise bu ücretin yalnızca giriş bileti olarak kalmaması; elde edilen gelirin bir kısmı heykellerin korunması, bakımının yapılması ve bölgedeki yerel sanat projelerinin desteklenmesi için kullanılıyor. Yani aslında sadece bir sanat eserini ziyaret etmiş olmuyor, aynı zamanda o sanatın yaşamaya devam etmesine de küçük bir katkıda bulunmuş oluyorsunuz.

Tulum’da Spor

Tulum’da muhtemelen çoğu otelin kendi spor salonu var. Bizim otelimizin de küçük ama oldukça kullanışlı bir gym’i vardı ve bir antrenmanımızı burada yaptık. Tatilde rutinden tamamen kopmamak” isteyenler için gayet yeterli bir seçenek diyebiliriz.

Ama asıl unutamadığımız yer ise otelimizin sahil kısmından yürüyerek sadece 5 dakika uzaklıktaki Tulum Jungle Gym oldu. 

Tamamı ahşap, taş, halat ve tamamen doğal malzemelerle yapılmış açık hava bir spor alanı düşünün. İşte tam olarak böyle bir yerde antrenman yapmak, sizi klasik bir spor salonundan çıkarıp adeta eşsiz bir deneyimin içine sokuyor. Kumun üzerinde, güneşin altında, okyanus esintisi eşliğinde spor yapmak, bir noktadan sonra “spor yapmaktan” çok ortamın kendisini yaşamaya dönüşüyor.

Tulum Jungle Gym hakkındaki detaylı yazımızı, web sitemizin “Yaşam” bölümünde “Tulum’un Meşhur Flintstone Devri Gym’i: Tulum Jungle Gym” adıyla bulabilirsiniz.

Buna ek olarak Tulum’da sabahları oldukça aktif bir koşu kültürü de var. Run Tulum, klasik bir yarış kulübünden çok yerel halkı, expat’leri ve turistleri bir araya getiren sosyal bir koşu topluluğu gibi. Belirli günlerde düzenlenen bu koşulara katılım ücretsiz ve özellikle sabah saatlerinde sahil veya şehir içi rotalarda birlikte koşmak mümkün.

Eğer bu da yetmez derseniz, kendini “Tulum’daki ilk HYROX Training Club” olarak tanıtan Boutique Fitness Tulum’u da deneyebilirsiniz. Burada HYROX formatına uygun functional training ve koşu kombinasyonlarından oluşan grup antrenmanları yapılıyor. 

Tulum’da Yemek

Tulum’da yemek konusu aslında başlı başına bir deneyim. Sahil boyunca uzanan beach club restoranlardan şehir içindeki küçük lokal noktalara kadar çok geniş bir yelpaze var ve çoğu yerde “mekân + atmosfer” en az yemek kadar önemli hale geliyor.

Bizim konakladığımız Las Cabañas Tulum’un hemen yanında yer alan Ziggy Beach Club & Restaurant ile anlaşması vardı ve yemeğimizi iki gece keyifle burada yedik. Hatta bir akşam Mariachi akşamıydı ve üç Meksikalı ellerinde kocaman gitarlarıyla masa masa gezip şarkı söylüyordu. İstek parça da alıyorlardı ve biz tabii ki doğum günü şarkısını seçtik!
Hem gün içinde kumların üzerinde gün boyu oturup yiyip içebileceğiniz, hem de akşam yemeği yiyebileceğiniz oldukça keyifli ve rahat bir atmosferi var. Tulum’un “beach life” hissini en net veren yerlerden biri diyebiliriz.

Bir başka akşam ise Meksika mutfağına kısa bir ara vermek istedik ve İtalyan restoranı olan Checkpoint Ciao’ya gittik. Burada nerdeyse hayatımızın en iyi pizzasını ve tiramisu’sunu yedik desek abartmış olmayız. 

Bunların yanı sıra gün batımı için Hartwood en çok önerilen yerlerden biri; tamamen odun ateşinde pişen menüsü ve her gün değişen tabaklarıyla çok popüler. Daha fine dining ve deneyim odaklı bir şey ararsanız Arca hem atmosferi hem de modern Meksika mutfağıyla öne çıkıyor. Biraz daha rahat, bohem ve sahil üstü bir akşam için ise Posada Margherita klasikleşmiş İtalyan seçeneklerden biri olarak sık sık öneriliyor.

Kısacası Tulum’da yemek sadece “ne yedik” değil, aynı zamanda “nerede yedik ve nasıl hissettik” üzerinden şekilleniyor. Sahilde ayaklarınız kumdayken akşam yemeği yemek de, küçük bir İtalyan restoranında Meksika’ya ara vermek de bu deneyimin bir parçası.

Başka Nereler Gezilir?

Tulum’dayken gezebileceğiniz en klasik ama kesinlikle kaçırılmaması gereken rotalardan biri Tulum Archaeological Zone ve Gran Cenote kombinasyonu. Bu iki deneyim aslında Tulum’un iki farklı yüzünü gösteriyor: biri tarih, diğeri doğanın yer altındaki hali. Buraya yaptığımız ziyaretin detaylı yazısını burada bulabilirsiniz: [link eklenecek]

Aslında Tulum’dan Cancun’a araba ile geçerken planımızda Cenote Dos Ojos da vardı. Burası özellikle mağara dalışı ve daha dramatik su altı oluşumlarıyla çok ünlü. Ancak zamanımız yetmediği için rotamızı değiştirmek durumunda kaldık. Oteldeki resepsiyonun “Eğer sadece bir cenote görecekseniz Gran Cenote çok daha etkileyici” önerisi üzerine seçimimizi oradan yana kullandık ve ardından Playa del Carmen’e doğru yola devam ettik.

Bu bölgenin en büyüleyici yanı ise gerçekten tarihin ve doğanın iç içe geçmiş olması. Tulum Archaeological Zone’un okyanus kıyısındaki dik kayalıklar üzerine kurulmuş olması, onu dünyadaki diğer Maya kalıntılarından tamamen ayırıyor ve manzarayı çok keyifli bir hale getiriyor.
Burayı gezerken de aslında Tulum isminin, antik şehir yerleşiminin mimari yapısından geldiğini öğreniyorsunuz. Yukatek Mayacasında (Yucatec Maya) Tulum "duvar", "sur" veya "çit" anlamına geliyor. 

Cenoteler ise başlı başına bambaşka bir dünya. Maya dilinde “cenote” kelimesi “kutsal kuyu” anlamına geliyor ve bu yer altı su oluşumlarının, yeraltı dünyasına (Xibalba) açılan geçitler olduğuna inanılıyordu. Bugün ise hem yüzmek hem de şnorkelle keşfetmek için Tulum’un en özel deneyimlerinden birini sunuyorlar.

Ve Tulum’un Sivrisinekleri

Bunun için ayrı bir paragraf açmadan olmazdı; Tulum’a mutlaka götürmeniz gereken şey sivrisinek kovucusu! Bu küçük uçan canlılar sizi ısırmıyor, yiyip bitiriyor. Bisikletle SFER IK’e gittiğimiz zaman park edecek ağaçlık bir yere girdiğimizde resmen saldırıya uğramıştık. Bunun dışında otelimizin kumlar üstünde olan güzelim restoranında kahvaltımızı yaparken bile ısırıldığımızı hissediyorduk. Neredeyse her restoranın müşterilerine ödünç verebileceği sinek kovucuları var o güzel. Biz hem kendimizinkini hem de onlarınkini sürüp sürüştürüyorduk.

 Tulum Gezi Notları: Özet & İpuçları

  • Ulaşım: Havaalanından otele ulaşım havaalanı içinden taksi ayarlamak en konforlusu. Bölge içinde ise en iyi dostunuz bisiklet ya da ATV motor! Hem daha ekonomik oluyor, hem sahil yolunun tadını çıkarıyorsunuz.

  • Konaklama: Biz Cabañas Tulum’da kaldık; hem denize sıfır olması hem de o samimi "bohem-lüks" havasıyla kesinlikle tavsiyemizdir.

  • Chichén Itzá: Dünyanın yedi harikasından biri listenizde olmazsa olmaz! ! Giderken güneş kreminizi ve şapkanızı unutmayın!

  • Sanat Durakları: SFER IK ve Ven a la Luz heykeli fotoğraflar için harika noktalar. 

  • Spor: Klasik salonları unutun! Tulum Jungle Gym'de taşlarla ve kütüklerle spor yapmanın keyfi bir başka. 

  • Cenoteler: Vaktiniz kısıtlıysa hakkınızı Gran Cenote’den yana kullanın. Şnorkelle kaplumbağaları izlemek harika bir deneyim.

  • Sivrisinek Uyarısı: Sinek kovucu olmadan adım atmayın! Özellikle gün batımında ve ağaçlık alanlarda çok saldırganlar. Yerel markaların "organik" olanları bazen daha etkili olabiliyor, aklınızda olsun.

  • Nakit & Bahşiş: Çoğu restoran kart kabul etse de küçük dükkanlar ve bahşişler için yanınızda her zaman Meksika Pesosu bulundurmak hayat kurtarıyor.

Önceki
Önceki

GEZİ REHBERİ: 10 Günde Meksika (Mexico City – Tulum – Cancún)

Sonraki
Sonraki

Teotihuacan Piramitleri: Antik Şehirde Bir Türk Bayrağı Sürprizi