Teotihuacan Piramitleri: Antik Şehirde Bir Türk Bayrağı Sürprizi

Meksika’ya varışımızın ertesi günü, bir önceki gün jet lag olup saatlerce uyumamızın da üstüne, ilk kültürel turumuz için oldukça hazırdık!
Turumuzun adı “Meksiko: Teotihuacan ve Guadalupe Tapınağı Turu ve Öğle Yemeği” idi ve Get Your Guide üzerinden satın aldık.
Bu gün için en etkileyici ve sabırsızlıkla beklediğimiz deneyimlerden biri Teotihuacan’da Güneş ve Ay Piramitleri’ni görmekti diyebiliriz.
Sabah otelimizden çıkıp birkaç sokak yürüdükten sonra buluşma alanımıza vardık ve otobüsümüze binip günümüze başladık.

Üç Kültürün Buluşma Noktası: Tlatelolco Meydanı

İlk durağımız Tlatelolco Meydanı’ydı. Tlatelolco Meydanı (Plaza de las Tres Culturas), Mexico City’de üç farklı dönemin izlerini aynı anda görebileceğiniz tarihi bir alan. Alanda İspanyol fethi öncesi yerli uygarlıkları temsil eden Aztek kalıntılarını, sömürge döneminden kalan Santiago de Tlatelolco kilisesini ve günümüz Meksika’sını simgeleyen modern yapıları bir arada görebiliyorsunuz.

Bu meydan aynı zamanda 1521’de Aztek İmparatorluğu’nun son savaşı ve Meksikalılar için çok önemli olan 1968 öğrenci protestoları gibi önemli tarihi olaylara da tanıklık etmiş.

Guadalupe Bazilikası

Bu meydandan sonra dünyanın en çok ziyaret edilen Katolik hac merkezlerinden biri olan Guadalupe Bazilikası’na gittik. Buraya girmeden önce büyük bir hediyelik eşya mağazasına girdik. Sibel buradan köpeği Leia için Meksika şapkası almadan dönmedi! 😄

Guadalupe Bazilikası, Meksika’da dini inancın ve ulusal kimliğin en önemli sembollerinden biri olarak kabul ediliyor. Öyle ki, ziyaretçi yoğunluğu nedeniyle eski bazilikanın yanına modern bir bazilika daha inşa edilmiş.
Bazilikanın en şaşırtıcı özelliği, içindeki yürüyen bantlar!
Meryem Ana’nın mucizevi pelerini (Tilma) o kadar çok ziyaretçi çekiyor ki, kalabalığın yığılmasını önlemek için pelerinin altından yürüyen bantlarlar konulmuş. Ayrıca eski bazilika, şehrin yumuşak zemini nedeniyle gözle görülür bir şekilde yana yatmış durumda.

Hemen yanında merdivenlerle çıkılan tepe ise Panteon del Tepeyac. Yukarıdan manzara gerçekten şahane! Burası Juan Diego'nun Meryem Ana'yı gördüğü yer olarak kabul ediliyor. Ayrıca tepedeki mezarlıkta Meksika tarihinin çok önemli isimlerinin anıt mezarları bulunuyor.

Peki kim bu Juan Diego?
Katolik inancına göre Juan Diego, 1531 yılında Mexico City yakınlarındaki Tepeyac Tepesi’nde Meryem Ana’nın kendisine göründüğünü söyler. O zaman Juan Diego Aztek kökenli yerli bir köylü. Meryem Ana, o bölgede bir kilise yapılmasını ister ve Juan Diego’dan bu mesajı piskoposa iletmesini rica eder. Kanıt olarak pelerinine koyduğu gülleri gösterdiğinde, pelerinin üzerinde mucizevi şekilde Guadalupe Bakiresi’nin görüntüsünün oluştuğuna inanılır. Bu olay, Meksika’da Hristiyanlığın yayılmasında önemli bir rol oynamış ve Guadalupe Bazilikası’nın kurulmasına yol açmış. Bu mucizeyle ilişkilendirilen kutsal peleri bazilikada sergileniyor.

Merdivenlerde ise fotoğraf çektirmek için rengarenk "Serape" (bizim bildiğimiz adıyla Meksika Pançosu) giyip poz verenleri gördük. Biz bu hakkımızı daha sonra kullandık.

Tekila Tadımı ve Geleneksel Danslar

Günümüzün asıl beklenen durağı Teotihuacan’a gelmeden önce hemen yakınında bulunan Tlacaelel restoranında öğle yemeğimizi yemek için mola verdik. Yemek öncesi ise çok eğlenceli geçen bir tekila tadımı yaptık.
Yemeğimizin üstüne bir yandan Meksika şapkalarımızı taktık, bir yandan restoranda bulunan gitarları elimize alıp bilimum pozlar verdik.
When in Rome… 🙂

Restoranda bir de geleneksel bir dans sergilendi. Bu dansın adı Danza de los Voladores (Uçan Adamlar Dansı); genellikle Meksika’da bu tarz yemekli turlarda Aztek dönemini canlandıran, tüylü başlıkların ve davul seslerinin eşlik ettiği görkemli danslar sergileniyor. 

Antik Şehir: Teotihuacan

Teotihuacan, Amerika kıtasının en büyük ve en etkileyici antik şehirlerinden biri. Ayrıca antik Mezoamerika’nın dini, siyasi ve kültürel merkezi olarak kabul ediliyormuş. Burası dünyanın yedi harikasından biri olan Chichen Itza ile bazen karıştırılabiliyor. Hatta biz gittiğimizde bir Türk çifte denk geldik ve kendilerini kameraya kaydederken burayı dünyanın yedi harikasından biri olarak tanıtıyorlardı. Öyle bir videoya denk gelirseniz o bilgi doğru değil bilesiniz. 🙂

Teotihuacan dünya harikası olmasa da UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde. M.S. 1–7. yüzyıllar arasında gelişen bu şehir, Azteklerden çok daha önce kurulmuş. Şehrin en önemli yapıları Güneş Piramidi ve Ay Piramidi.
Eskiden her iki piramide de tırmanılabiliyormuş ama şu an sadece Güneş Piramidi’ne tırmanılabiliyor. Bunun sebebi ise zaman geçtikçe bu yapıların insan ziyaretleriyle aşınması ve korunamaması. Çözümü komple kapatarak bulmuşlar ki bizce haksız da değiller.

Teotihuacan gezimize başlamadan önce girişte bizi çok şahane bir sürpriz karşıladı! Meğer Teotihuacan arkeolojik alanı görsel kimlik tasarımları ve bilgilendirme tabelaları Türkiye ve Meksika dostluğunun nişanesi olarak Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) tarafından yenilenmiş. Biz Türk bayrağını görünce hem heyecanlandık, hem de çok sevindik!

Alana girişimizi yaptıktan sonra rehberimiz eşliğinde buranın tarihini hakkında önemli bilgiler öğrendik; Teotihuacan "Tanrıların Doğduğu Yer" anlamına geliyormuş ve o dönemde 100 binden fazla insanın yaşadığı devasa bir metropolmüş. Bu şehirdeki tüm yapılar astronomik bir düzene göre, özellikle de yıldızların konumuna göre inşa edilmiş.

Ay Piramidi’ne Tırmanış

Gezdikten ve kültürlendikten sonra fotoğraf çekmek ve Ay Piramidi’ne çıkmamız için serbest zaman verildi. Burada gezerken hatırlatmakta fayda var; mutlaka yanınızda şapka, güneş kremi ve su olsun.

Ay Piramidi, yaklaşık 43 metre yüksekliğinde ve şehrin kuzey ucunda, Ölüler Yolu'nun (Calzada de los Muertos) bittiği yerde duruyor. Güneş Piramidi’nden daha küçük olsa da, aslında şehrin en kutsal noktası olarak kabul ediliyormuş çünkü dini törenlerin çoğu burada yapılıyormuş.

Piramidle bir süre bakıştıktan sonra çıkmaya başladık. Merdivenler biraz dik, adım adım çıkılıyor. En tepeden manzarası ise müthiş! Tüm şehir gözüküyor.

Hani derler ya çıkması kolay, inmesi daha zor diye, burası da biraz o şekil. 🙂
İndikten sonra ise şehrin ana omurgası sayılan ve kilometrelerce uzanan Ölüler Yolu üzerinden yürümeye başladık. Güneş Piramidi’nin önünden geçerken, devasa yapıların bu yol boyunca nasıl hizalandığını görmek insanı hayrete düşürüyor cidden.

Alandan çıkıp otobüsümüze doğru yürüyüp bir yandan mangolu dondurmamızı yerken, bir zamanlar on binlerce insanın ibadet ettiği, ticaret yaptığı ve gökyüzünü incelediği böylesine kadim bir yerde bulunmanın mutluluğu vardı üzerimizde.

Tur bitiminde ise otelimize doğru giden yol araçlara kapatılmış olduğu için tur otobüsü bizi şehrin ana caddesi olan Paseo de la Reforma yani Reform Caddesi’ne yakın bir yerde bırakmak durumunda kaldı. Başta bilmediğimiz ve planımızda olmayan bir yer olduğu için tedirgin olsak da iyi ki de orada inip yürümek durumunda kalmışız dedik çünkü bu vesileyle şehrin cıvıl cıvıl ana caddesini görme fırsatımız oldu. Üstelik Ölüler Günü için yapılan bir sürü hazırlık da vardı. Cadde boyu yürürken taze churros almayı da ihmal etmedik. 🤤

Yaklaşık yarım saat yürüdükten sonra otelimize vardık ve doğum günü yemeğimiz için rezervasyon yaptırdığımız Em restorana gitmek üzere hazırlanmaya başladık. Restoran deneyimimiz için buradaki sayfamıza bakabilirsiniz.

Önceki
Önceki

Tulum Gezi Notları

Sonraki
Sonraki

Isla Mujeres Gezi Notları: Katamaran Turu ve Playa Norte