Isla Mujeres Gezi Notları: Katamaran Turu ve Playa Norte

Meksika seyahatimizin en keyifli günlerinden biri hangisi deseniz, muhtemelen bu gün en üst sıralarda yer alır; katamaran ile Isla Mujeres’e gittiğimiz gün!

Kadınlar Adası’nın Hikayesi

Isla Mujeres, Türkçe’de “Kadınlar Adası” anlamına geliyor.
Cancún açıklarında, Karayip Denizi’nin turkuaz sularıyla çevrili bu küçük ada; bembeyaz kumsalları, kartpostalları aratmayan manzaraları, limandan inince o hengamede oldukça turistik gelen ancak uzaklaştıkça sizi saran sakin atmosferiyle bölgenin en sevilen kaçamak noktalarından biri. Hem doğası hem de rahat temposuyla, Cancún’un hareketli yapısından uzaklaşıp nefes almak isteyenler için birebir.

Adını ise, İspanyolların adaya ilk geldiklerinde Maya uygarlığına ait kadın figürlü heykellerle karşılaşmasından alıyor. Bu heykellerin, doğurganlık, ay ve kadınlarla ilişkilendirilen Maya tanrıçası Ixchel’e adandığı düşünülüyormuş. İspanyol kâşifler de bu nedenle adayı Isla Mujeres olarak adlandırmış.

Isla Mujeres, Meksika’nın en doğu ucunda yer alıyor. Bu da onu, her sabah Meksika topraklarında güneşin ilk doğduğu yer yapıyor. Adanın en güney ucu olan Punta Sur, ülkeye günün ilk ışıklarının değdiği nokta.

Katamaran Yolculuğumuz Başlıyor

Get Your Guide üzerinden satın aldığımız günübirlik “Isla Mujeres: Catamaran with Open Bar, Snorkeling and Lunch” turu , sabah otelimizden alınmamızla başladı.
Tur detaylarına başlamadan önce, nedenini birazdan yazacağımız bir konu da, tur öncesi bizi defalarca mesajlarla ve e-mail’lerle bir konuda uyarmaları: Sakın güneş kremi sürmeyin! 

Katamaranın kalktığı Punta Sam Pier’e vardığımızda oldukça kalabalık bir ekip gördük. Ancak neyse ki hepsi bizim katamarana ait değildi, başka gruptan insanlar da vardı.
Alana vardığımızda ilk yapmamız gereken şey ise bilet kuyruğuna girip biniş kartını almamızdı.
Bilet işlemlerimizi tamamladıktan sonra bileğimize hem tur hem katamarana ait olduğumuzu gösteren renk renk bilekliklerimizi takıp rehberimizi denize doğru takip etmeye başladık.

Tur, katamaran, beach derken festivale gitmiş gibiyiz!

Katamarana binince yaptığımız ilk şey gölge bir yere oturmak oldu çünkü yolculuk boyunca o kavurucu güneş altında kalıp başımıza güneş geçmesini hiç istemedik. Yerimize bir güzel kurulduktan sonra masmavi suların keyfini çıkarmaya başladık.
Yolculuk boyunca müziğimiz ve açık bar eşliğinde çeşitli içki ikramlarımız da mevcuttu.

Şnorkel Molası, Turkuaz Sular ve Sualtı Sanat Müzesi

İlk durağımız denizin ortasında verdiğimiz kısa bir şnorkel molasıydı. Tura dahil olan palet ve şnorkellerimizi ve en önemlisi can yeleğimizi takıp denize atladık. Önden ilerleyen tur rehberimizi denizden takip ederek yaklaşık 500 metre boyunca yüzdük. Ara ara durup mola veriyor, denizin altındaki o şahane mercanlara ve rengârenk balıklara bakıyorduk.

Denizin altında şaşırdığımız bir başka şey ise, devasa boyutlarda bulunan heykellerdi. Çünkü bu deniz, dünyanın en büyük "Sualtı Sanat Müzesi" olan MUSA (Museo Subacuático de Arte)’ya ev sahipliği yapıyormuş.
Bu heykeller sadece sanat olsun diye oraya konulmamış; hepsi üzerinde mercanlar yetişebilmesi için özel, PH nötr malzemeden yapılmış.
Heykeller ilk yerleştirildiklerinde pürüzsüz yüzeylere sahipken, yıllar içinde üzerlerinde mercanlar ve yosunlar oluştukça her biri farklı birer "deniz canlısına" dönüşüyormuş. Yani sergi her yıl şekil değiştiriyormuş.
Ve aslında burası doğayı koruma görevi görüyormuş.

Bir şaşırtma projesi olarak yapılan bu yer, turistlerin ilgisini doğal mercan resiflerinden buraya çekerek, aşırı ziyaret nedeniyle zarar gören doğal yaşamın kendini yenilemesine imkan tanıyormuş.

Yazının başında güneş kremi sürmememizle ilgili sayısız uyarı aldığımızdan bahsetmiştik ya, işte bu yüzdendi. Su altı yaşamına kimyasallarla zarar vermemek adına bu uyarıyı yapıyorlardı. Tıpkı cenote’lere girerken zorunlu duş almanız gibi. Bizce sonuna kadar da haklılar.

Sualtı yaşamını korumak için tur öncesi birkaç kez “lütfen güneş kremi sürmeyin” mesajını aldık. Nasıl ki cenote’lere girmeden önce duş almanız gerekiyor, bu tür uyarılar ve önlemler bizce de çok yerinde.

Deniz altında sanat müzemizi de gezdikten sonra yeniden katamaranımıza binip rotamızı Isla Mujeres adasına doğru çevirdik.

Playa Norte’de Taco ve Deniz Keyfi

Adaya vardığımızda önce serbest zamanımız oldu. Adaya varmamıza az kala bize adada dolaşmak için mini golf arabalarından kiralamak isteyip istemeyeceğimizi sordular. Kimileri kiraladı ama biz yürümeyi tercih ettik çünkü amacımız adayı gezmekten çok kendimizi bembeyaz kumlardan turkuaz sulara atmaktı.
Adada kısaca dolaştık, hediyelik eşyalara göz attık ve ardından Playa Norte plajına gidip Las Hamacas Beach Bar’da hem o güzelim turkuaz sularında bir güzel yüzdük, hem de buz gibi bir bira eşliğinde tacolarımızı yiyip güneşlendik.

İncecik ve bembeyaz kuma sahip, ayrıca Dünyanın en iyi 10 plajı arasında da gösterilen Playa Norte’nin denizi o kadar sığ ve dalgasız ki, kıyıdan metrelerce uzaklaşsanız bile su hala bel hizanızın altında kalıyor. Akıntının neredeyse hiç olmaması sayesinde adeta devasa, turkuaz bir açık hava havuzunda yüzüyormuş hissi veriyor.

Eğer tam bir deniz tatili istiyorsanız, bizce Isla Mujeres’e gelip burada konaklayıp tatilinizi yapabilirsiniz. Çünkü gördüğümüz üzere birçok insan buraya bavullarıyla gidip dönüyordu.

Playa Norte, TripAdvisor ve çeşitli seyahat otoriteleri tarafından defalarca "Dünyanın En İyi 10 Plajı" arasında gösterilmiş.

Zaza Beach Club’da Öğle Yemeği ve Dönüş

Bize verilen 2 saatlik sürenin sonuna geldiğimizde katamaranımıza dönüp grubumuzla öğle yemeğimizi yemek üzere adanın güney kısmında bulunan Zaza Yacht&Beach Club’a gittik.
Adanın güneyi, kuzeye göre çok daha bakir ve sakin.
Kulübün hemen yakınlarında, adanın meşhur kaplumbağa koruma merkezi (Tortugranja) bulunuyor. Burası, yaralı kaplumbağaların tedavi edildiği ve yumurtadan çıkan yavruların güvenle denize ulaştırıldığı yermiş.
Öğle yemeğinizi yiyip plajda dinlenirken, aslında adanın en "doğal" ve korunan habitatının tam kalbindeymişiz. Kuzey plajları sığ ve kumken, güneyin daha derin ve kayalık yapısı bu canlılar için mükemmel bir yuva sunuyormuş.

Ada günümüzü sonlandırıp artık dönüş vakti geldiğinde katamaranımızda bol müzik, dans ve tekila eşliğinde rüzgârı da arkamıza aldık ve ekip yelkenleri indirdi.
Böylece tam anlamıyla bir katamaran deneyimi yaşayarak, mavinin sayısız tonunu barındıran Karayip sularında son derece keyifli bir yolculuk yapmış olduk.

Turun kendisi, ekip, atmosfer ve günün her anıyla son derece keyifli geçen bu deneyimi gönül rahatlığıyla herkese tavsiye ederiz. ☺️

Sonraki
Sonraki

Meksika’nın “Küçük Amerika”sı, Amerika’nın İbiza’sı: Cancún Notlarımız