Meksika’nın Dünya Harikası: Chichén Itzá 

Tulum’daki üçüncü günümüzü, dünyanın 7 harikasından biri olan Chichén Itzá’yı görmek ve Meksika’nın en popüler cenotelerinden biri olan Cenote Chichikan’da yüzmeye ayırdık. Bunun için Get Your Guide üzerinden öğle yemeği dahil olan From Tulum: Chichen Itza, Cenote & Valladolid Tour adlı günübirlik turu seyahatimize çıkmadan satın almıştık.

Aslında bu turu Cancun’dan mı yoksa Tulum’dan mı yapsak diye çok düşünüp durduk ama programımıza böyle daha iyi uyacağına karar verip, seçimimizi Tulum’dan yana kullandık.

Program akışı şu şekildeydi:Sabahın erken saatinde otelimizden alınıp, 2 saat sürecek yolculuk sonunda ilk olarak Chichén Itzá’ya varış.Ardından yaklaşık 1 saat süren yolculuk sonunda ise cenote’ye varış ve öğle yemeği.Ana duraklardan sonra en son hemen yakınında bulunan Valladolid mahallesinde gezip, günü tamamlayıp, yine yaklaşık 2 saat süren yolculuk sonunda otelimize dönüş.Ve bu turun ücretine ulaşım, alanlara giriş, öğle yemeği ve tekila tadımı dahildi.

Güne detaylı bakacak olursak;Tur günü sabah saat 6’da otelimizden alınacaktık. Bunu otele önceden bildirdiğimizde bize bir kahvaltı paketi hazırlayabileceklerini söylediler.Meyve suyu, sandviç ve kekten oluşan paketimizle güne başladık (bu tür otellerde zaten kahvaltınız dahilse ama sabahın çok erken saatlerinde çıkmanız gerekiyorsa, önceden haber verdiğiniz takdirde mutlaka size bir paket hazırlıyorlar (bakınız Bali’deki günlerimiz).

Aracımıza bindikten sonra 8 kişilik küçük ve rahat bir grupla yaklaşık iki saat süren bir yolculuğun ardından Chichén Itzá’ya vardık.

Bundan önce Roma’da Colosseum’u birlikte görmüştük ve Chichén Itzá, beraber göreceğimiz ikinci dünya harikası olacaktı.(Üçüncüsü ise Peru’da Machu Picchu olacak ve onun için de ayrıca çok heyecanlıyız.)

Maya Uygarlığının Kalbi

İlk durağımız Chichén Itzá’ya vardığımızda rehberimizle birlikte alanı gezerken, buranın Maya uygarlığı için ne kadar önemli olduğunu öğrendik. Chichén Itzá sadece bir şehir değil; aynı zamanda astronomi, matematik ve inanç sisteminin merkezlerinden biri olarak da kullanılmış.

Piramitlerin konumu, ritüeller ve gökyüzüyle kurulan ilişkinin burayı sıradan bir arkeolojik alandan çok daha etkileyici bir yere dönüştürdüğünü söyleyebiliriz.

Bu arada küçük bir not: Burada gezerken şapka ve güneş kremi gerçekten hayat kurtarıyor, bunları yanınıza almadan gelmemenizi öneririz. Biz gezerken bile ayılıp bayılanlara şahit olduk.

Alanın her bir metrekaresinde neler yaşandığına dair bilgileri edindikten sonra tabii ki harikanın önünde bol bol fotoğraf çektirdik ve bizce bizden harika değil şakaları yaptık. 🙃

Bize en ilginç gelen bilgiler şunlardı:

  • "Kukulkan'ın Şarkısı": Piramidin önünde rehberlerin el çırptığını görmüştük; bunu sadece basit bir yankıyı göstermek için değil, aslında muazzam bir ses mühendisliği başarısını kanıtlamak için yapıyorlar.

  • Fısıltı Koridoru: Büyük Oyun Sahası'nda (Ball Court) bir uçtan fısıldadığınızda, ses tam 150 metre ötedeki diğer uçtan net bir şekilde duyulabiliyor. Maya krallarının halka hitap ederken bu akustik hileyi sanki "tanrısal bir güçmüş" gibi kullandığı düşünülüyormuş. Ayrıca bu oyun sahasının duvarlarında büyük yan duran şekilde pota görebilirsiniz - zamanında burada futbol oynuyorlarmış ve kale yerine topu o duvarad duran yan potalardan geçirmeleri gerekiyormuş.

  • Taşa Kazınmış Devasa Bir Takvim: El Castillo aslında devasa bir takvim gibi tasarlanmış. Piramidin her bir cephesindeki teraslar ve paneller, Maya takvimindeki ayları ve 52 yıllık döngüleri temsil edecek şekilde dizilmiş.Biz de buradan çıkarken kendi adımıza ve doğum tarihimize göre düzenlenmiş Maya takvimlerimizi aldık; hem harika bir anı hem de çok şık bir hediyelik, mutlaka değerlendirmelisiniz.

  • Cenote Sagrado: Alanın hemen yanında bulunan ama içinde yüzülmeyen bu kuyu aslında meşhur "Kutsal Cenote". Burası zamanında kurban törenlerinin yapıldığı bir merkezmiş ve Mayalar tarafından sadece bir su kaynağı değil, Xibalba yani “Yeraltı Dünyası’na açılan bir kapı (portal)” olarak görülüyormuş.

Dünyanın Meksika’daki harikasını keyifle gezdikten sonra sıradaki durağımız olan cenote’ye doğru yola çıktık.

Cenote Chichikan’da Yüzmek

Peki cenote neydi?Cenote, kelime anlamı Maya dilinde "kutsal kuyu" demek. Kireçtaşı mağaralarının tavanlarının çökmesiyle oluşan, içi kristal berraklığında yeraltı sularıyla dolu doğal obruklar.

Ancak Mayalar için bu sadece bir coğrafi oluşum değildi;

  • Yaşam Kaynağı: Kurak dönemlerde onların tek taze su kaynaklarıydı.

  • Manevi Kapı: Cenoteleri yeraltı dünyasına açılan kutsal bir kapı olarak görürlerdi.

Yucatán Yarımadası’nda kimisi açık, kimisi yer altında daha saklı şekilde duran binlercesinden birine gidiyorduk.

Chichikan’a vardığımızda önce bir şamanın mistik Copal ritüeli ile karşılandık.Şamanın elinde tütsü gibi tüten ve etrafa çok karakteristik, odunsu bir koku yayan o duman "Copal" reçinesiymiş.

  • Neden yapılıyor? Mayalar için Copal ağacının reçinesi kutsalmış. Bu dumanın, insanın üzerindeki negatif enerjiyi temizlediğine, zihni açtığına ve yeraltı dünyasındaki ruhlarla bağ kurduğuna inanılıyormuş.

  • O an ne oluyor? Şaman, elindeki toprak kap içinden çıkan dumanı vücudunuzun etrafında gezdirerek sizi "kutsal suya" (cenote'ye) girmeden önce ruhsal olarak hazırlıyor. Bir nevi, doğanın kalbine girmeden önce dış dünyanın stresinden arınma seansı gibi düşünebilirsiniz.

Bu ritüelden sonra soyunma odaları ve dolapların bulunduğu alana gidip, mayolarımızı giyip hazırlandık. Burada herkesin özel eşyalarını koyabileceği anahtarlı dolaplar veriliyor. Eşyalarınızı rahatlıkla burda bıraktıktan sonra yanınıza sadece havlunuzu, terliğinizi ve kameranızı almanız yeterli.

Cenote’ye girmeden önce can yeleklerinin verildiği bölümde duş alıyorsunuz ve bu zorunlu. Bu kuralın sebebi tamamen ekolojik koruma.

Cenote’ye girmeden önce can yeleklerinin verildiği bölümde duş alıyorsunuz ve bu zorunlu. Bu kuralın sebebi tamamen ekolojik koruma. Çünkü insan vücudundaki güneş kremleri, deodorantlar, parfümler ve hatta vücut losyonları bu durgun suyun kimyasını bozabiliyor. Cenoteler de akıntısı olmayan ya da çok yavaş olan kapalı bir sisteme sahip olduğu için, içinde günde yüzlerce hatta binlerce insan girince ne olabileceğini siz düşünün. Yani bizden suyun o büyüleyici rengini ve saflığını korumak için, modern dünyanın kalıntılarını dışarıda bırakıp içeri öyle girmemiz isteniyor.

Bu kısmı da aştıktan sonra merdivenlerden aşağı inip ilk o obruğu gördüğünüzdeki heyecan ise tarifsiz. Suyun rengi, bitkilerin canlılığı, içinde yüzen balıklar derken, biz de orada olmaktan çok heyecanlı ve mutluyduk. Bizim gittiğimiz saatlerde aşırı bir kalabalık yoktu ama burası oldukça popüler olduğu için yine de epey ziyaretçisi vardı.

Suyun rengi, bitkilerin canlılığı, içinde yüzen balıklar derken, biz de orada olmaktan çok heyecanlı ve mutluyduk!

Suya ilk girdiğinizde küçücük balıkların ayağınızı hafif hafif ısırdığını hissedebilirsiniz. Korkmayın, aslında sizi yemiyorlar, sadece cildinizdeki ölü derileri temizliyorlar! :) Ancak biraz derine gidince sizi rahat bırakıyorlar.Bu arada suyun oldukça soğuk olduğunu da söyleyelim; yerin metrelerce altında, güneş görmeyen bir su kütlesine girdiğinizi unutmayın. Ama bir süre sonra n’oluyor? Alışıyorsunuz.Mağaranın tavanından süzülen ışık huzmeleri altında yüzmek cidden güzel bir deneyim.

Bu doğal oluşumun keyfini iyice çıkardıktan sonra sıra öğle yemeğimizi yemeğe geldi.

Öğle Yemeği ve Küçük Hayal Kırıklığımız

Soyunma odalarında duş alıp giyindikten sonra açık büfe alanına gittik. Ancak burada gördüğümüz manzara bizi biraz üzdü.

Neredeyse tüm yemekler bitmişti ve geriye çok az seçenek kalmıştı.

Neyse ki hemen yanında taco yapan bir bölüm vardı. Büfeden bulabildiklerimizle birlikte taco yiyerek öğle yemeğimizi tamamladık. Açıkçası turdaki tek hayal kırıklığımız burası oldu. Böylesine büyük ve işlek bir yerin daha iyi servis yapabilmesini dilerdik.

Mezcal Tadımı

Meksika denince herkesin aklına en popüler içkisi tekila gelebilir; ancak Meksikalıların dediğine göre kendilerinin daha çok tükettiği ve sevdiği içki aslında mezcal.

Öğle yemeğimizin ardından aynı alanda bu kez mezcal tadımı için başka bir bölüme geçtik.Agave bitkisinden elde edilen bu geleneksel Meksika içkisi hakkında görevli amca, bize mezcalin nasıl üretildiğini ve aromalarının neden bu kadar farklı olduğunu anlattı.Füme, topraksı ve hafif tatlı notalara sahip birçok farklı mezcal çeşidini tattık. Her birinin karakteri gerçekten bambaşkaydı.

Biz en çok kahve aromalı olanı beğendik ve ondan bir şişe satın aldık.

Valladolid: Renkli Kolonyal Kasaba

Cenote’den sonraki son durağımız ise Valladolid oldu.

Renkli sokakları ve sakin atmosferiyle bizi hemen kendine hayran bırakan bu küçük kolonyal kasabada churros yiyip kahve içtik, günün yorgunluğu attık ve ardından küçük hediyelik eşya dükkânlarını gezdik.

Özellikle Parque Francisco Cantón’daki birbirine dönük beyaz park sandalyeleri çok hoşumuza gitmişti.

Bu keyifli günün ardından artık otelimize dönmeye hazırdık.

Dünyanın 7 harikasından birini görmüş, ilk kez bir cenote’de yüzmüş ve Meksika kültürünün farklı yönlerini deneyimlemiştik.

Otele döndüğümüzde ise önce kendimizi denize, ardından balkonumuzdaki havuza attık.

Hayatımızın En İyi Pizzalarından Biri

Akşam yemeğinde bu kez Meksika mutfağından biraz uzaklaşmak istedik çünkü abartısız her gün neredeyse taco ve Meksika mutfağıyla haşır neşir olmuştuk ve bir öğünlük ara vermek istemiştik. Otelimize yürüme mesafesinde birçok restoran vardı ve bu İtalyan restoranı ilgimizi çekmişti: Checkpoint Ciao.

Ve gerçekten abartmıyoruz, hayatımızın en iyi pizzalarından birini ve tiramisu’sunu burada yedik!Her gün taco yemekten biraz ara vermek isterseniz burası kesinlikle harika bir seçenek. :)

Gecenin Sürprizi: Rakunlar

Akşam yemeğinden dönerken yolumuza bilin bakalım ne çıktı? Rakun!! Hatta bir değil 2 tane.

Bir gün önce sahilde uzaktan gördüğümüz bu hayvanları merak edip resepsiyona sormuştuk. Bölgedeki doğal yaşamın bir parçası olduklarını ve özellikle gece saatlerinde sıkça görüldüklerini söylemişlerdi.

Hayatımızda ilk kez yakından rakun görmek oldukça heyecan vericiydi.

Kısa bir süre karşılıklı birbirimize baktıktan sonra yollarımıza devam ettik.

Sonradan öğrendiğimize göre rakunlara yaklaşmamak gerekiyormuş. Isırmaları durumunda insanlarda ciddi hastalıklara yol açabiliyorlarmış. Tatlı suratlarına kanmamalıymışız. Neyse ki biz zaten sadece uzaktan hayranlıkla izlemekle yetindik. Hehe.

Önceki
Önceki

Tulum'daki Favori Cenotemiz: Cenote Dos Ojos ve Tulum Kalıntıları

Sonraki
Sonraki

Tulum’da Nerede Kalınır? Cabañas Tulum Hotel İncelemesi