4 günlük Mayorka Gezi Rehberi
İspanya’nın Balear Adaları arasında en büyüğü olan Mayorka (Mallorca), hem doğa hem şehir hem de deniz tatili isteyenler için ideal bir seçenek.
Mayorka’ya Türkiye’den direkt uçuş maalesef yok. Bu seyahati planladığımız tarihlerde Sibel zaten Londra’da olacaktı. Bunu fırsat bilip Mayorka gidiş gelişimizi Londra üzerinden Ryanair ile planladık.
Mayorka, berrak turkuaz suları, saklı koyları, tapas barları, tuz tarlaları ve mimarisiyle tam bir Akdeniz cenneti. Biz adada 4 gün geçirdik. Bu sürede bütün adayı keşfetmek çok mümkün değil. Dolayısıyla kendimize göre adayı bölümlere ayırıp belli bölümleri gezebileceğimiz keyifli bir rota çıkardık.
Biz bu 4 bölümü kendimize göre belirledik. 3 ve 4’te daha çok hike route varmış ve Palma’lı bir tanıdığımız lokal bir deneyim için 3’ü önermişti. Biz, daha turistik bir bölge olmakla beraber, adanın güney kısmı olan 1 ve 2’de zaman geçirmeye karar verdik.
Hem adada kısa vaktimiz olduğu için, hem de keyfimize göre takılmak için araba kiraladık. Peki araba kiralamak şart mı?
Kısa cevap: Evet.
Her bölge kendi içinde ulaşılabilir olsa da, koylar arasında rahat gezmek için araba kiralamak büyük kolaylık. Biz arabamızı @sixt’ten kiralamıştık ve ikinci günden itibaren planladığımız koylara rahat rahat girip çıkabildik. Yollar düzgün, trafik sakin, tabelalar net. Sadece popüler koylarda park biraz zahmetli olabiliyor. Gittiğimiz koylardaki park yerleriyle ilgili detayları aşağıda paylaştık.
‘Palma de Mallorca’ adanın başkenti ve havaalanının da olduğu yer. Zamandan kazanmak adına uçuşumuzu akşam iş çıkışımıza ayarlamıştık. İlk iki gece Palma’da kaldık. İlk gece zaten çok geç saatte varmıştık. Ertesi gün bir tam gün Palma’da zaman geçirip, o akşam da burada kaldıktan sonra adanın güneyine doğru yol aldık.
Palma’daki otelimiz AC Hotel Ciutat de Palma oldukça merkezi, temiz ve fiyat–performans olarak gayet uygun bir oteldi.
Sabah uykumuzu aldıktan sonra kahvaltı için otelin hemen yakınındaki çok minimal ve tatlı bir kafe olan MAGÍ Coffee Bar’a gittik. Normalde otel konaklamalarımızda kahvaltı dahil tercih ediyoruz ama bu sefer dahil değildi.
Aşırı sağlıklı bowl’larımız yiyip kahvemizi içtikten sonra günü Palma koylarından birinde geçirmek üzere yola çıktık. Bu noktada henüz şehiriçi ulaşıma hakim olmadığımız için ulaşım için taksiyi tercih etmiştik. Kısa bir yolculukla Palma Nova plajına gittik. Burası uzun, sığ denizli, çocuklu aileler için oldukça güvenli bir plaj.
Dilerseniz şezlong/şemsiye kiralayabiliyor ya da kendi eşyalarınızı getirip istediğiniz yere yerleşebiliyorsunuz. Sahil üstünde sınırlı sayıda mekan var ve plajlar bizde olduğu gibi mekanlar tarafından parsellenmiş halde değil.
Biz elbette günü rahat geçirelim diye şezlong ve şemsiye kiraladık. 2 şezlong ve kilitli kasalı 1 şemsiye yaklaşık 20-25 Euro ve saat sınırı yok. Şemsiyeler sabit ve telefon cüzdan gibi değerli eşyalarınızı koymak için şemsiyelere montelenmiş kasalar var.
Güzelce yüzüp, aperol spritzlerimizi için güneşlendikten sonra otelimize dönmek için bu sefer dönüşte otobüs kullandık. Otobüsler yeni, klimalı, konforlu ve uygun fiyatlıydı (kişi başı tek gidişlik bilet 2 Euro).
Akşam yemeği için Palma’da mutlaka gidilmesi gereken geleneksel tapas barlardan biri olan Bar Espanya (@bar__espanya)’yı tercih ettik.
Menüden favorilerimiz:
Iberian cured ham 🥓
Patatas bravas with sobrasada 🥔
Crispy king prawns 🍤
Padrón peppers 🫑
Croquettes 🫔
Hem yemekler hem ortam kusursuzdu. Rezervasyonumuz olmadığı için epey bir süre beklememiz gerekti ama hiç önemli değildi çünkü herkes gibi biz de önden sangrialarımızla başlangıç yaptık. Yemekten sonra da @chegelats dondurmasıyla akşamı sonlandırdık.
Ertesi sabah erkenden arabamızı teslim almak üzere Sixt’e gittik. İstikametimiz adanın güneyinde, küçük koylarla dolu bir bölge olan Cala D’or’du. Otelimize gitmeden önce güzergahımız üstündeki Mayorka’nın en muhteşem koylarından biri olan Es Trenc’e gittik. İncecik beyaz kumları ve cam gibi turkuaz deniziyle doğallığını koruyan nadir sahillerden biri.
Es Trenc civarında park yeri sınırlı, erken gitmek şart. Biz bu anlamda çok şanslıydık. Hem sabah zaten erkenden yola çıktığımız için hem de şansımız yaver gittiği için sahile en yakın sokakta 10 dakika içinde park yeri bulabildik. Arabamız Audi A1’di. Küçük arabanın bir de böyle bir avantajı oluyor: çok geniş bir park alanına ihtiyacınız yok. Aracınızı parkettikten sonra yol üstünde bulunan park otomatlarından bilet almanız gerekiyor.
Es Trenc’te sahilde restoran yok, şemsiye de çok sınırlı sayıda var. Neredeyse yok gibi bir şey. Biz yol üstünde bir süpermarkete girip atıştırmalıklar almıştık. Öğlen kendimize bir güzel sandviç yaptık. Yalnız şemsiye ciddi sorundu. Şemsiyemiz yoktu ve güneş altında kavrulduk. O yüzden çok da uzun uzun kalmadan otelimize doğru yola koyulduk. Bu arada biz kendi gözümüzle görmedik (!) ama sahilin ilerilerinde “gay ve çıplaklar alanı” da varmış.
Konaklayacağımız otelimiz Inturotel Esmeralda Park’a gidip eşyalarımızı yerleştirdik. Burası geniş bir konaklama bölgesi. Aynı oteller grubunun farklı farklı isimler altında hem bildiğimiz otel formatında odaları var, hem özel vilları, hem de apart otel tarzı mini mutfaklı, balkonlu stüdyo odaları var. Biz de böyle bir stüdyoda kaldık. Özellikle çocuklu aileler için ideal. Tam gelip okullar tatilken 2 ay kalmalık bir yer. Otelin hemen önündeki küçük koyda hem özel hem halka açık plaj bölümü var.
Günün kalanını otelimizin kendi sahilinde geçirdikten sonra akşam yemeği için uzun bir mahalle yürüyüşü yapıp başka bir otelin içinde yer alan Natura Olea Restaurant’a gittik. Servisimizi yapan kişi Letonya’lıydı. Türk olduğumuzu anlayınca bizimle Türkçe konuşmaya başladı. Çünkü Bursa’da okumuş
Ertesi günkü planımız yakınlardaki başka bir cennet koya gitmekti. Cala Mondragó, berrak suları incecik beyaz kumlarıyla yine mutlaka görülmesi gereken koylardan biri. Sahil, Mondragó Doğal Parkı ‘Parc Natural de Mondragó’ içinde yer alıyor. Bu yüzden doğal yapısı korunmuş ve diğer turistik plajlara göre daha sakin sayılabilir.
Sahilin hemen tepesindeki çam ormanlarının içinde kısa keşif yürüyüşleri yapılabilecek yürüyüş rotaları var. Burası ve kayalık patikalar gibi sahilin yüksekten göründüğü noktalardan çok güzel fotoğraflar çıkabiliyor.
Koy özellikle şnorkel için çok uygun bir koy. Deniz o kadar berrak ki balıkları ve deniz yaşamını rahatlıkla yakından görebilirsiniz.
Sahilde küçük kiosk kafeler var. Çok donanımlı değil ama bir soğuk bira içeyim ya da canım dondurma çekti ihtiyacını gayet güzel karşılıyor. Daha doyurucu gıdalar istiyorsanız kendi atıştırmalıklarınızı getirmeniz iyi olabilir.
Şemsiye çok aşırı önemli! Doğal ve korunaklı bir bölge olsa da sahilde gölgelik alan az. Es Trenc’te dersimizi aldıktan sonra ilk iş kendimize şemsiye almak oldu. Biz otelin içindeki marketten aldık ama plajda satıldığını da gördük sonradan. Yine de riske atmamakta fayda var. Yaklaşık 15 Euro civarında ve birçok markette rahatlıkla bulunabiliyor. Giderken napacağız derseniz de, kaldığınız yerde bırakabilirsiniz. Birçok turist bu şekilde yapıyor. Hatta daha sonradan bizim otele bırakılan şemsiyelerden birini daha aldık kendimize.
Cala Mondragó’ya arabayla rahat gidilebiliyor. Park yeri var ama özellikle yaz aylarında park yerleri çabuk doluyor, her yerde olduğu gibi buraya da erken gitmekte fayda var. Arabayı parka parkettikten sonra belli bir mesafeyi yürüyerek gitmeniz gerekiyor.
Oldukça başarılı bir başka koy gününün üstüne akşam yemeği için otelimizin yakınındaki lokal bir restoranı tercih ettik. Mestral Restaurant sıcak karşılamasıyla aile işletmesi havasında, huzurlu bir akşam yemeği adresi. Akdeniz mutfağı, kaliteli yemekleri ve uygun fiyatlarıyla şahane bir akşam geçirdik. Bolca Sangria yanında tercih ettiğimiz yiyecekler şunlardı:
Patatas bravas
Keçi peynirli salata
Izgara ahtapot (o kadar iyiydi ki ikinci tabağı da söyledik 😅)
Bugün son gecemiz olduğu için yemekten sonra bir şişe lokal bir şarap alıp otelimizin sakin koyuna gidip yakamozu izledik. Biz duygu dolu düşüncelerden bir diğerine koşarken bir amca da altı dedektörüyle kumda değerli eşya arıyordu.
Ertesi sabah artık yola çıkmadan son bir plaj keyfi yapmak üzere havaalanına yakın bir plaja gittik. Tek problem sahilde duş olmamasıydı. Onu da başka şekilde çözdük. Artık 2 tane şemsiyemiz olduğu için günümüzü gönül rahatlığıyla plajda geçirip, arabamızı teslim etmek üzere havaalanına doğru yola çıktık. Hakikaten ayağımızda kumla gittiğimiz havaalanında da Sibel’in lounge girişi sayesinde lounge’da duşumuzu alıp Londra’ya doğru yola koyulduk.
Küçük Notlar
Şemsiye konusunu önemseyin! Adada gölgelik alan bulmak kolay değil.
Plajlara sabah erken gitmek park yeri bulmak açısından önemli.
Adanın tamamını görmek istiyorsanız muhtemelen 5-6 güne ihtiyacınız olacak.
Araba kiralamak hem zaman hem rahatlık açısından hayat kurtarıcı olabilir.
Mayorka, hem cennet koyları, hem yemekleri, hem adeta yazlıkçılık hissi veren enerjisiyle kesinlikle görülmeye değer bir ada. Sadece 4 günde bile hem şehir, hem doğa, hem gastronomi üçlüsünü yaşamak mümkün.